Üç kadın, bir hafıza ve adalet arayışı
- 09:06 3 Ağustos 2026
- Kadının Kaleminden
“İnsan kendini koruyamadığında, gerçeği arayamadığında ve adalete ulaşamadığında toplumun vicdanı yara alır. Ve belki de en büyük siyasi mücadele, bir kadının sessizce söylediği “beni görün, beni duyun” çığlığına kulak vermektir.”
Celile Babaoğlu
Dêrsime giderken Munzur Üniversitesi’nin önünden geçtim. Bir anda Gülistan Doku geldi aklıma. Onun son görüntülerindeki o çaresizliği hatırladım. Sanki taşıdığı yük yalnızca kendisine ait değilmiş gibi yürüyen o genç kadını… Bazı insanların hikâyesi yalnızca kendi hayatlarıyla sınırlı kalmaz. O coğrafyanın hafızasını, suskunluğunu ve adalet arayışını da taşır. Gülistan Doku’nun hikâyesi de böyledir.
Yıllardır Dêrsim Doğa Festivali’nde aynı soru yükseliyor: “Gülistan Doku nerede?” Bu soru artık yalnızca bir ailenin değil, bir toplumun vicdanında duran bir sorudur. Çünkü Dêrsim’in hafızası ağırdır. 1938’de yaşananlar yalnızca geçmişte kalmış bir tarih değildir. Yaşanan katliamlar, zorunlu göçler ve toplumsal kırılmalar bu coğrafyanın hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu nedenle bugün yaşanan acıları yalnızca bugünün olayları olarak okumak eksik kalır. Geçmişin bıraktığı izlerle bugünün yaraları arasında bir bağ vardır.
Ortak bir yerde buluşan üç adalet arayışı
Bir anda zihnimde üç kadın yan yana geldi: Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve Narin Güran… Üç farklı hayat, üç farklı hikâye; ama ortak bir yerde buluşan üç adalet arayışı. Bu dosyalara yalnızca tek tek olaylar olarak bakmak yeterli değildir. Daha derinde, erkek egemen zihniyetin ve hiyerarşik güç ilişkilerinin nasıl işlediğine bakmak gerekir. Bu hiyerarşik yapılar, kendi içinde küçük devletler gibi hareket eder; kendi yaşam anlayışını, kendi düzenini ve kendi yargısını oluşturur. İnsanların neye inanacağına, neyi söyleyeceğine ve nereye sığınacağına kadar uzanan bu yapılar adalet arayışını daha da zorlaştırır. Tam da bu nedenle siyaset, yalnızca mecliste yürütülen siyasal faaliyetlerden ibaret değildir; insan onurunu, yaşam hakkını ve hakikat arayışını merkeze alan demokratik toplum inşası için verilen ahlaki-politik bir mücadeledir. Bu yüzden Gülistan Doku dosyası da, Rojin Kabaiş ve Narin Güran dosyalarıyla birlikte hakikat ve adalet mücadelesinin ortak hafızasında yerini almalıdır.
Beni duyun çığlığı…
Çünkü bu hafıza yalnızca bugünün kayıplarından oluşmuyor. Kadınların yaşam hakkını yok sayan, onları görünmez kılan ve seslerini bastıran erkek egemen zihniyetin tarihsel izlerini de taşıyor. İlk kaybedilen kadınlardan bugüne uzanan bu çizgide; üç Mirabal kardeşten, Paris’te katledilen üç kadına, Silopi’de katledilen üç kadından 3 Ağustos Şengal Katliamı’nda soykırımın hedefi olan Êzidî kadınlara, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş ve Narin Güran’a uzanan bu mücadele, kadının kendi yaşamının, sözünün ve hakikatinin öznesi olma mücadelesidir. İnsan kendini koruyamadığında, gerçeği arayamadığında ve adalete ulaşamadığında toplumun vicdanı yara alır. Ve belki de en büyük siyasi mücadele, bir kadının sessizce söylediği “beni görün, beni duyun” çığlığına kulak vermektir.







