‘Kadın ve çocukların hedef alındığı bir yerde tarafsızlık yok’
- 09:05 19 Ocak 2026
- Güncel
Şehriban Aslan-Nazlıcan Nujin Yıldız
AMED - Halep’te çetelerin başlattığı saldırı ve katliama dikkat çeken Şilan Barut Dalgın, “Kürt halkına yönelik katliamlar karşısında susmak bu suçlara ortak olmaktır. Kadınların ve çocukların hedef alındığı bir yerde tarafsızlık yoktur” dedi.
HTŞ ve Türkiye’ye bağlı çetelerin 6-11 Ocak tarihleri arasında Halep’te Kürtlerin ve Süryanilerin yoğun yaşadığı Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd mahallelerinde gerçekleştirdiği saldırılar nedeniyle 120 bin insanın göç ettiği, 500 insanın da kayıp olduğu kaydedildi. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Ofisi (OCHA), yaklaşık 120 bin kişinin hala yerinden edilmiş durumda olduğunu açıkladı. Ofis, yerinden edilenlerin çoğunun temel hizmetlerden yoksun komşu bölgelere yerleştiğini ve özellikle barınma, gıda ve sağlık alanlarındaki insani ihtiyaçların daha da acil hale geldiğini belirtti.
Tüm bunlar yaşanırken çeteler tarafından özellikle kadın ve çocukların hedef alınması dikkat çeken bir diğer konuydu. Kürt Kadın Birliği Platformu Sekretaryası Şilan Barut Dalgın da saldırılara ve Kürt kadınlarının özellikle hedef alınmasına dönük değerlendirmelerde bulundu.
Saldırının çatışma başlığı altında ele almanın yetersiz kaldığını söyleyen Şilan Barut, “Burada yaşanan kadın öncülüğünde kurulan toplumsal yaşamın tavsiye edilmesine yönelik sistematik bir şiddet politikasından bahsedebiliriz. Hastanenin hedef alınması, yaşamı sürdürme imkânlarının ortadan kaldırılması anlamına gelir. Kadın ve çocukların hedef alındığı bir savaş politikasını, biz kadınlar olarak reddediyoruz ve bu bir savaş politikasının sistemi ve politikası anlamına gelmiyor. Kadınlar savaş koşullarında yalnızca korunması gereken bir kesim değil, yaşamı yeniden kuran, toplumu ayakta tutanlardır. Bu nedenle saldırılar askeri değil, toplumsal ve ideolojiktir. Amaç kadın iradesini kırarak toplumun direncini çökertmektir” dedi.
‘Anlaşmalar bilinçli bir şekilde devre dışı bırakılıyor’
İki mahalle için 1 Nisan ve Rojava için konuşulan 10 Mart mutabakatına değinen Şilan Barut, bu anlaşmaların engellenmesinin teknik ya da güvenlik gerekçeleri ile açıklanamayacağını belirtti. Şilan Barut, “Burada esas sorun, bu mutabakatların devlet merkezli olmayan yerel ve toplumsal bir çözüm zemini yaratmasıdır. Bu zemin savaş ve inkâr protokolü üzerine varlığını sürdüren anlayış için kabul edilemezdir. 1 Nisan ve 10 Mart mutabakatlarının, silah ve zor aygıtları değil, toplumun iradesini, yerel uzlaşı ve birlikte yaşamı esas almaktır. Bu tür anlaşmalar hayata geçtiğinde, çatışma üzerinde kurulan siyasi ve askeri denetim zayıflar. Türkiye'nin bu süreçleri engelleme ısrarının temelinde, Kürtlerin kendi kendini yönetme iradesi meşruiyet kazanmasından duyulan korku yatmaktadır. Özellikle kadın ve sivil toplumun görünür olduğu bu mutabakatlar, güvenlik, askeri yöntemlerle değil, toplumsal rıza ve barış iradesiyle tamamlanır. Bu da savaş politikalarının gerekçesini ortadan kaldırır. Bu nedenle çatışma hali canlı tutulmakta, anlaşmalar bilinçli bir şekilde devre dışı bırakılmaktadır” sözlerine yer verdi.
‘Kadına dönük şiddet tesadüf değil planlıdır’
“Kadına yönelik bu sistematik şiddet, bireysel nefret ya da kontrolsüz öfke ile açıklanamaz” diyen Şilan Barut, “Burada söz konusu erkek egemen savaş aklının bilinçli bir stratejisidir. Kadınlar hedef alınmaktadır. Çünkü kadınlar savaşın ve iktidarın kurmak istediği düzene doğrudan karşıt bir yaşam anlayışını temsil etmektedirler. Kadın özgürlüğü, erkek egemen zihniyeti için varoluşsal bir tehdittir. Kadınlar yalnızca biyolojik olarak değil, toplumsal olarak yaşamı yeniden kuran, örgütleyen barış sürecinde yer alan ana kişilerdir. Kadınların örgütlü, söz sahibi olduğu her yerde savaş politikaları zayıftır. Korku siyaseti çöker burada. DAİŞ ve benzeri çeteler, kadın bedenini bir savaş alanı haline getirerek şunu amaçlar; topluma itaat etmezseniz kadınlar üzerinden ödetiriz diyerek vermiş olduğu mesajla kadınlara yönelik şiddet, cinsiyet, işkence, katliam ve askeri zorunluluk gibi değil, toplumun teslim alma yöntemidir. Bu da o çetelerin kadınların ve çocukların üzerinde oluşturmuş olduğu bir politikadır. Bu nedenle kadınlara dönük şiddet tesadüf değildir, planlı ve ideolojiktir” şeklinde belirtti.
‘İnsanlığa karşı işlenen bir suç’
Kadınlara yönelik işlenen suçların cinsiyet temelli suçlar olduğuna dikkat çeken Şilan Barut, uluslararası hukukta sıradan sivil kayıp başlığı altında ele alınmaması gerektiğini söyledi. Şilan Barut, kadın bedeni üzerinde yürütülen bu savaşın, yalnızca Kürt kadınlarına değil, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğuna vurgu yaptı.
‘En ağır bedeli kadınlar ve çocuklar ödüyor’
Kürt halkının bugün Kürdistan'ın dört parçasında, diasporada ortak bir ses yükseltmesinin anlık bir tepki olmadığını ifade eden Şilan Barut, “Bu tarihsel bir zorunluluğun dışa vurumudur. Bu birlik, sınırlarının dayattığı parçalanmışlığa karşı yaşamı savunma iradesinin ifadesidir. Kürt kadınları açısından bu birlik ortak bir hafıza, ortak bir deneyime dayanmaktadır. Savaş politikaları nerede uygulanırsa uygulansın, en ağır bedeli kadınlar ve çocuklar ödemektedir. Bu nedenle yükseltilen ortak ses, yalnızca bir itiraz değil, kadın merkezli toplumsal yaşam savunusudur. Ancak açıkça ifade etmek gerekirse Kürt kadın birliği olarak kadınların varlığını kalıcı kılan ve dönüştürücü yapan erkek egemen sistemi değildir. Gerçek birlik, kadınların karar sürecinde yer aldığı, toplumu esas alan ve savaşa karşı yaşamı savunan bir birliktir. Bugün Avrupa'da, Ortadoğu'da, Kürdistan'ın dört parçasında yükselen ortak itiraz, Kürt halkının yalnızca kendisi için değil; kadınların, çocukların ve toplumun geleceği için ayağa kalktığını göstermektedir. Bu birlik bir iktidar talebi değil, savaş ve inkâr politikalarına karşı kolektif bir duruştur. Kürt kadın platformu olarak bizler bu birliğin kadın özgürlüğü temelinde güçlendirilmesini hayati görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki kadınların öncülük etmediği hiçbir birlik, gerçek barışı ve toplumsal adaleti kalıcı inşa edemez. Bizim için birlik, savaşa karşı yaşamı savunmak, kadın özgürlüğünü toplumsal çözümün merkezine koymak ve geleceği birlikte kurmaktır” sözlerini kullandı.
Şilan Barut, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:
“Kamuoyunun bu tutumu tarafsızlık ya da diplomatik denge ile açıklanamaz. Bu sessizlik çıkar ilişkilerinin üzerine kurulu uluslararası sistemin bilinçli bir tercihidir. Kürtler söz konusu olduğunda sessizlik hakimdir. Çünkü Kürtler hala devlet merkezli siyasi sistem içinde halk öznesi değil, pazarlık konusu olarak görülmektedirler. ‘Endişe duyuyoruz, kınıyoruz’ açıklamaları, yaşanan katliamı durdurmadığı gibi fiilen failleri cesaretlendiren bir işlev göstermektedir. Kadınların ve çocukların, sivillerin hedef alındığı saldırılar karşısında etkili hiçbir adım atılmaması, bu suçların normalleşmesine yol açmaktadır. Dünyada Kürtler söz konusu olduğunda sessizlik yaşanıyor. Çünkü Kürtlerin yaşadığı coğrafyalar, küresel göç dengelemesi stratejik çıkarların merkezindedir. Bu çıkarlar kadınların ve çocukların yaşam haklarından daha değerli gibi görülmektedir.
Sessizlikten vazgeçin
Özellikle Kürt kadınların özgürlük mücadelesi, erkek egemen devlet merkezli düzen için rahatsız edici bulunmaktadır. Bu nedenle kadınlara yönelik suçlar görmezden gelinmektedir ve üstü örtülmektedir. Bizim uluslararası kamuoyuna çağrımız nettir. Sessizlikten vazgeçin. Kınama mesajlarıyla sorumluluklardan kaçınmayın. Kadınlara ve sivillere yönelik saldırıları, cinsiyet temelli savaş suçları olarak tanıyın ve buna uygun hukuki, siyasal mekanizmaları devreye sokun.
Kürt kadınları olarak sessizliği kabul etmiyoruz
Kürt halkına yönelik katliamlar karşısında susmak bu suçlara ortak olmaktır. Kadınların ve çocukların hedef alındığı bir yerde tarafsızlık yoktur. Ya yaşamdan yanasınız ya da katliam düzeninin sürmesinde sessiz kalarak onun parçası olursunuz. Bizler Kürt kadınları olarak bu sessizliği kabul etmiyoruz. Uluslararası kamuoyunu sorumluluk almaya, açık tutum almaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz. Bizler Kürt kadınları olarak şunu söylüyoruz; savaş erkek egemenliğinin yıkım politikasıdır. Barış ise kadınların kurduğu bir yaşamdır. Bu nedenle silahların çoğaltılması değil, kadın özgürlüğüne dayalı toplumsal barışı inşa etmek istiyoruz.”







