Sozdar Avesta: Kadınlar özsavunmalarını güçlendirmeli 2026-01-16 10:00:27   HABER MERKEZİ – KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi Sozdar Avesta, “O çeteler şunu çok iyi bilsinler; kadınların özgürlüğüne asla engel olamayacaklar. Binlerce yıldır kadınları yok sayan bu kastik, katliamcı zihniyete karşı kadınlar, Halep’te yaşanan vahşetten sonuç çıkarmalı; öz savunmalarını güçlendirmeli, örgütlenmeli ve birlik olmalı” dedi.   KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi Sozdar Avesta, Sterk TV’de yayınlanan özel bir programda konuştu. Sozdar Avesta, Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların sadece bölgesel bir güvenlik meselesi olarak ele alınamayacağını belirterek, bu saldırıların Türkiye ve Bakûrê Kürdistan’daki sürecin doğrudan hedefi olduğunu söyledi. Sozdar Avesta, süreci yakından takip eden herkesin söz konusu saldırıları “sürece yönelik bir saldırı” olarak gördüğünü ifade etti.   Sozdar Avesta ile yapılan röportaj şu şekilde:   "Öncelikle Heval Ziyad Halep, Heval Leyla, Dilbirîn, Amara, Hawar bu direnişçi kahramanlar şahsında Halep’teki şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Tüm şehit ailelerine başsağlığı diliyorum, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Yine Kürdistan halkının ve tüm insanlığın başı sağ olsun.   Baas rejiminin bıyıklı ve sakallı olanlarıdır   Bizler de günlerdir basından takip ediyoruz, Şêxmaqsûd ve Eşrefiyê’ye yönelik saldırılar 3 Ağustos 2014 yılında Şengal’de Êzidî halkına yönelik fermanı hatırlattı. Bu saldırılar halkımızda, tüm bölgede acı, öfke ve kin duygusu yarattı. Durum neden bu noktaya geldi, bunun sebebi nelerdir? Bundan önce yapılan görüşmeler, verilen mesajlar bugünlerin yaşanmaması, bu sürecin gelişmemesi içindi. Bilindiği gibi 2024 yılında Colani, koalisyon güçleri ve özellikle de her türlü desteği veren Türk devleti tarafından Şam’da iktidar koltuğuna oturtuldu. Colani, Suriye’de büyük bir savaş verip Baas rejimini yıkmadı; bilakis Esad rejiminin devamıdır, hatta sülalesinde bizzat Esad hükümetinde yer alanlar var. Bunlar, başka bir deyimle Baas rejiminin bıyıklı ve sakallı olanlarıdır. Kravat takıp kendilerini çok modernlermiş gibi sunmuşlardır.   QSD 10 Mart mutabakatını bozdu algısını yaratmak istiyorlar    Bütün bunlar planlı, programlı bir şekilde uygulandı. Onu iktidar koltuğuna oturtanlar kendisine ilk olarak Kuzey-Doğu Suriye’de yaşayan halkların tüm kazanımlarını yok etmek görevi verildi. Böyle bir durumun yaşanmaması için özellikle Rêber Apo’nun önerileri oldu, katliamlara engel olmak için çabaladı. Bütün bunları bir çözüm bulunması için yaptı. Halklar arasında katliamlar ve büyük acıların yaşanmaması için Rêber Apo’nun her zaman telkinleri oldu. 10 Mart 2025 yılında QSD Komutanı ve Colani arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın mürekkebi kurumadan Türk devleti Şam’a müdahale etti. Savunma Bakanını, Dışişleri Bakanını ve MİT Müsteşarını Şam’a göndererek bu anlaşmanın nasıl yürütüleceğini iletti. Kamuoyunda QSD, Özerk Yönetim 10 Mart mutabakatını kabul etmedi ve bozdu algısını yaratmak istiyorlar. Bu zaten başlı başına büyük bir yalandır.   7 madde görmezden geliniyor    10 Mart mutabakatı 8 maddeden oluşuyor. Türk devleti 7 maddeyi bir kenara bırakıp görmezden geliyor. Sadece tek bir maddeyi Colani’ye sundu; o madde de özsavunmasını yapan, DAİŞ çeteleri karşısında Suriye topraklarını, tüm halkları, insanlığı savunan tüm silahlı güçlerin silahlarını bırakmasıdır. DAİŞ çetelerini yenilgiye uğratan bu özsavunma güçleri Kürt halkının, Arap, Alevi, Asuri, Êzidî, Dürzi, tüm halkların savunma gücüdür. Eğer bu güçler olmasaydı, DAİŞ çeteleri karşısında amansız bir mücadele yürütmeseydi şu an sadece Suriye’de değil, Irak ve tüm Ortadoğu’da, hatta Avrupa’da da DAİŞ hakimiyeti olacaktı. Türk devleti, ‘10 Mart mutabakatına uyulmuyor, bu güçlerin silah bırakması lazım’ diyor; yani teslim olsunlar ve bir devlet var, hükümet var, diğer tüm güçler de onlara teslim olsunlar diyor.   AKP-MHP engel oldu    Bir mutabakat var; birlikte adım atmaları gerekir, Suriye anayasasında tüm halkların haklarının tanınması gerekir, Kürt halkının tanınması, anadilinin, kültürlerinin, bölgesel yönetiminin tanınması lazım. Bunun için görüşmeleri, komitelerin oluşturulması gerekir. Bir ara bunlar da oldu, birkaç görüşme de yapıldı ama kimin engel olduğunu tüm dünya gördü. Bu sadece bizim iddiamız değil; Türk devleti ve AKP-MHP hükümeti herkesin gözü önünde bu anlaşmanın sağlanmasına engel oldu. Her olumlu adım atıldığında ertesi gün müdahale ettiler; ya görüşmelerden önce ya da görüşmelerden sonra. Kuzey-Doğu Suriye’yi terör diye lanse ettiler ve ‘Ne diyorsak onu yapacaksınız’ dediler. Bu yüzden mutabakat sağlanmadı. Eşrefiye ve Şêxmeqsûd saldırılarından birkaç gün önce Şam’da bir görüşme yapıldı; Kuzey-Doğu Suriye yetkilileri, QSD Komutanları ve AL-Monitor gibi yabancı basın da görüşmeye müdahale edildiğini açıkladı.   Türk devleti İsrail’e destek verecek   Görüşme olumlu sonuçlanacakken ve imzalar atılıp kamuoyuna artık bu sorun çözülüyor açıklaması yapılacakken toplantının ortasında müdahale edip toplantıyı sonlandırıyorlar. ‘Şimdilik kalsın, daha sonra açıklama yaparız’ diyerek saldırıları devreye koyuyorlar. Bu saldırıların daha önce planlandığı, zamanın ayarlandığı, Türk devleti ve Colani’ye destek verenlerin emir ve talimatlarıyla yapıldığı biliniyor. Bunun başını çekenin de Türk devleti Dışişleri Bakanı olduğunu çok biliyoruz. Konuşmasından belli, Kürt halkına yönelik tehditlerinde bunu birçok kez belirtti. Saldırılardan bir gün önce İsrail ile Suriye arasında bir anlaşma yapılıyor; istihbarat paylaşımı yapacaklar, İsrail Suriye’nin güneyinde kalacak, birlikte çalışacaklar, Türk devleti tüm gücüyle İsrail’e destek verecek.   Kürt halkı dostunu, düşmanını tanıyor   Gazze’de bu kadar büyük katliam yapılmasına rağmen tek bir gün bile ticaretini kesmeyip, hem ticaret yapıp hem de utanmadan, yüzsüzce ‘Yok QSD, yok Kürtler İsrail ile birlikte harekete ediyor’ diyor. Kendileri herkesle hareket ediyor ama kimse Kürtlerle hareket etmesin, dostluk kurmasın, kimse Kürtlere selam vermesin, tüm dünyada Kürtleri, örgütlerini ve savunma güçlerini karalamak istiyorlar. Bu şekilde özel savaş yürütüyorlar, korkutmak, sindirmek istiyorlar. Utanmadan kameralar karşısına geçip ‘Biz onları iyi tanıyoruz, onlar zor kullanılmasından anlıyorlar’ diyorlar. Biz de onları çok iyi tanıyoruz; Kürt halkı da elbette dostunu, düşmanını çok iyi tanıyor. Bu yüzden kiminle nasıl hareket edeceğini de çok iyi biliyor.   Soykırımcı zihniyeti iyi tanıyoruz   Biz de o soykırımcı zihniyeti çok iyi tanıyoruz; üstelik yeni değil, 100 yıldır tanıyoruz. Kürdistan’da yaptıkları katliamlardan tanıyoruz o zihniyeti. Şêx Said’den, Seyit Rıza’dan, Geliyê Zilan’dan, Halepçe’den, Roboski’den, Şengal’den, Durzi katliamından, Alevi katliamından tanıyoruz o zihniyeti. Tüm bunlara kimin öncülük ettiğini çok iyi biliyoruz. O zihniyet özgürlükten yana olan tüm halklara karşıdır. Özgürlük isteyen halklara öncülük eden Kuzey-Doğu Suriye’dir. Büyük bedeller ödemişlerdir. Devrim hamlesinin başlamasından bu yana 12 bin şehit vermiştir, her gün yerinden, yurdundan göç ettiriliyor. Bu halkın katliama uğraması için emir vereceksiniz, sonra çıkıp ‘Bu devlettir, onlar da terördür’ diyeceksiniz. Bu kadar yüzsüz ve ahlaksızlar. Bu saldırıların önünü açıp, tüm gücüyle destek verdiler.   Çok tehlikeli bir oyun var ortada   ‘Suriye müdahale etsin, biz her şekilde destek veririz’ açıklaması yaptılar. Bu sefer de böyle bir kılıf uydurdular. Geçmişte de DAİŞ ile aynı şeyi yaptılar. DAİŞ’in Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik yaptığı tüm saldırılarına destek verdiler. Bunlar belgelerle ortaya çıktı. Şimdi de bu saldırıların üstünü örtmek istiyorlar. Mutabakata uymuyorlar gerekçesini öne sürüyorlar. Eğer gerçekten böyle olduysa aralarına girseydiler, madem Şam üzerinde o kadar etkileri var, o zaman Şam’da Özerk Yönetimi ve Şam yönetimini bir araya getirip arabuluculuk yapsalarmış. Onlardan istenen buydu. Ama tüm gücüyle bir tarafı tutup ‘Diğerleri de teslim olsun’ dediler. Çok tehlikeli bir oyun var ortada. Hareket olarak biz de bu konuda bir açıklama yaptık ve buna dikkat çektik. Türk yetkilileri bu saldırıların sadece Eşrefiye ve Şêxmeqsûd’la kalmayacağından korkuyoruz açıklaması yaparak şimdiden herkese haber vermek istiyorlar. Bu açıklamalarla saldırıların devam etmesinin önünü açıyorlar ki şu an Tişrîn Barajı’na yönelik saldırılar da gündemde.   Dış güçlerin ve Türk devletinin bu plandaki rolü nedir?   Şüphesiz böyledir. Zaten kendileri söyledi; tamamıyla teslim olacaksınız, Kürtlerin hiçbir şeyi olmasın, büyük bedellerle ödenen, DAİŞ gibi vahşi çetelerin elinden aldığın tüm kazanımları çakallara teslim edin diyorlar. Kurtların elinden aldığın her şeyi çakallara teslim edin diyorlar. Bu onurlu halk bunu görüyor, herhalde kazanımlarını teslim etmeyecektir. Saldırıların sebebini anlattınız ama özellikle saldırılara baktığımızda sıradan olmadığını görüyoruz. Planlar yapılmış, Arap ve Türk basınının kullandığı dil, Türk devletine ve Şam hükümetine bağlı binlerce çetenin yerleştirilmesi de büyük plan olduğunu gösteriyor. Dış güçlerin ve Türk devletinin bu plandaki rolü nedir?   Türk devleti bu plana öncülük ettiği için diğer güçleri de etkiliyor. Deyim yerindeyse; Türk devleti Şam’ı adeta rehin almış. Özellikle Şam’ın Kuzey-Doğu Suriye’de kendisinden habersiz tek bir adım atmasını, bir hamle yapmasını istemiyor. Her şeyi birlikte planlıyorlar, birlikte geliştiriyorlar. Bundan önce Colani Amerika’yı ziyaret etti; ne anlaşma, ne görüşme yaptılarsa oradan Hakan Fidan çıktı. Paris’te de İsrail ile Colani’nin sözde Dışişleri Bakanı arasında bir görüşme oldu; aynı şekilde yine Türkler oradan çıktı. Bu yüzden Türk devleti jeopolitik, stratejik pozisyonunu kullanıyor. Bölgede jeopolitik, stratejik pozisyonunu halkların lehine, halkların çıkarı için, barış için, birlikte, kardeşçe yaşamak için kullanmıyor, rolünü bu şekilde oynamıyor. Tam tersi pozisyonunu sadece ırkçı ve devletçi zihniyeti için kullanıyor.   Kürt soykırımın emrini verdiler   Bu yüzden yaptıkları bu planlar gelecekte daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Mesela; QSD komutanları bunu basında da deklere ettiler. Bu kirli plan aklımıza şunu getiriyor: İran ve Irak arasında yaşanan savaşta her iki tarafta çıkarları için Cezayir’de bir araya gelip anlaşmaya vardılar. Ardından İran Mele Mustafa Barzani ailesinden desteğini çekti, diğerleri İran’daki Kürt hareketinden desteğini çekti, Kürtleri soykırımla yüz yüze bıraktılar ve Kürtlerin tüm kazanımları yok edildi. Şimdiki durum da o anlaşmayı hatırlatıyor. 21. yüzyılda, Ortadoğu’da, tüm dünyada yeni haritalar çiziliyor ve çıkarlar bir kez daha paylaşılıyor. Lozan Antlaşması’nın yapıldığı dönemde Kürtler haklarından yoksun bırakıldı; Türkiye kurtuluş savaşında ön cephede en fazla savaşan, mücadele eden Kürtlerdi. Lozan’a gidildiğinde ‘Türkler ve Kürtler’ denildi, ‘kardeşiz, biriz, Kürtlerin temsilcileri de geldi’ deyip bir anlaşma yaptılar ve döndüklerinde Kürt soykırımı emrini verdiler.   Lafta kardeşlik var ama uygulamalar başka. Mesela; basında da takip ediyoruz, hem iktidarda yer alan Türk yetkililer, hem de Bahçeli çıkmış ‘Türk-Kürt kardeştir, Kürt kanı akmamıştır’ diyor. Utanmazlar, herkes utanmaz olmuş bu süreçte. Bunu nasıl söyleyebiliyorlar? Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’de ne yaşandı? 8 aylık bebek nefessiz kalıp boğuldu, yaşlılar boğuldu, belki hala o evlerde onlarca cenaze var. İnsanları binadan attılar, binlerce insanı göç ettirdiler, katlettiler, hala çıkıp ‘Türk-Kürt kardeştir’ diyeceksiniz öyle mi? Türk-Kürt kardeşse bu anlamda adım atacaksınız, empati yapacaksınız. Bir kardeş insanlıktan, ahlaktan nasibini almamış, her türlü onursuzluğu yapacak; diğer kardeş de boynunu eğip bıçaklanacak, kurbanlık koyun olacak. Biri üzerinize gelirse de teslim olup sesinizi çıkarmayacaksınız; eğer sesinizi çıkarırsanız ‘terörsünüz’ diyorlar. Halep’te, Şêxmeqsûd’ta yaşananlar bunlardı.   Saldırılar halkın birliğini hedefledi   Kürtlerin kendini savunma hakkı olmayacak mı, Kürtlerin özgür yaşama hakkı olmayacak mı, temel hakları olmayacak mı? İstedikleri bu. Dış güçler de bunu görüyor, neden sessiz kaldılar? 10 Mart Anlaşması’nın tarafları neden sessiz kaldılar, neden sadece diğer tarafı destekliyorlar? Çünkü bu süreçte çıkarlarını o tarafta görüyorlar. Milyonlarca Kürdün haktan, hukuktan yoksun yaşamasını istiyorlar. Zaten Kürtlerin en büyük sorunu budur. Kürtleri haktan, hukuktan yoksun bırakıyorlar, anayasada yer vermiyorlar. Kürtler bunun için mücadele edince de terör söylemleriyle farklı yaklaşımlarda bulunuyorlar. Bunu reddediyoruz, asla kabul etmiyoruz. Halkımız kabul etmiyor, kadınlar kabul etmiyor, vicdan kabul etmiyor, insanlık kabul etmiyor; bunu kimse kabul etmiyor.   Halklar arasındaki mesafeyi açıyorlar. Aslında Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’deki saldırılar Arap ve Kürt halkının birliğini hedefledi. Arap ve Kürt halkı tarihten bu yana ittifak halindeler. Bu vahşi saldırıları tamamen Arap halkına mal edemeyiz. Arap halkı Kuzey-Doğu Suriye halklarıyla birlikte saldırılara karşı 11-12 yıldır mücadele ediyor. Birlikte siyasi bir iradeler, birlikte savunma güçler. Birlik oldukları için bu saldırılar yapılıyor. Arap halkına ‘Bunları bırakın’ diye çağrı yapıyorlar. Suriye hükümetinin düşünmediği şeyleri de yapıyorlar. Dediniz ya Arap ve Türk basını böyle bir dil kullanıyor diye. Saldırılardan önce hazırlık yaptıkları belli oldu. Özel savaş ordusudur basınları. Bu aklı da Türk basını vermiştir. Bunu saklamadılar zaten, ‘Colani’nin aklı Türk generallerinin aklıdır’ dediler. Arap basınında da Türk basının özel savaş dili var. İşbirliği yaptılar, linç ettiler. Bu şekilde ırkçılığı geliştirip aralarında savaş çıkarmayı hedeflediler. Soykırım savaşını Colani bizzat koordine etti   Mesela Eşrefiye ve Şêxmeqsûd’da etnik katliam yaptılar. Kürt katliamı yaptılar, öncesinde Alevi, Durzi katliamı yaptılar. Arap halkının bunu görmesi lazım, Arap aşiretlerinin bunu görmesi lazım. Aşiret liderlerinin, bu ırkçılığın 100 yıldır Arap halkına da bir fayda sağlamadığını bilmesi lazım. En fakir halktır, şu an en fazla yersiz, yurtsuz kalmış halktır; bu iktidar zihniyeti onlara bunu yapmıştır. Şimdi de aynı şeyleri yapmak istiyorlar. Bu yüzden Türk devleti ve ona bağlı güçler -ki bu sadece Colani’nin güçleri değildi- böyle bir plan yaptılar. Koalisyon da, diğer devletler de herkes buna göz yumdular. Özellikle Türk devleti Colani’ye sadece destek vermedi; saldırıları bizzat kendisi yürüttü. Sözde Cumhurbaşkanıdır, Colani’yi bir odaya koymuşlar, önünü kamerayla doldurmuşlar; bilmem nasıl bir komutandır, Trump ile istişarede bulunuyorlar gibi şeyler söylüyorlar. Aynı Saddam dönemi gibi. Saddam Hüseyin’i böyle gösteriyorlardı. Ne kadar büyük bir general, ne kadar büyük komutandır ki Halep mahallelerinde katliam yapıyor. Kürtlere yönelik soykırım savaşını Colani bizzat koordine ediyor. Özel savaş basını da bunu tüm dünyaya servis ediyor. Suriye cumhurbaşkanı olmuş da demokrasiyi inşa edecekmiş. Aslında bu şekilde Colani’nin iktidarının altını oyuyorlar. O bölgenin halkını soykırımdan geçiren biri nasıl uzun süre hükümette kalabilir? Ancak anlaşmayla, görüşmeyle, kucaklaşmayla, kardeşlikle bir arada yaşanır ama bunun altına dinamit koyuyor, halkların arasına bir ateş topu atıyor. Eğer birazcık akılları çalışıyorsa bunun üzerinde durmalılar.   Tüm kadınlara mesajdır   Doğrusu, o arkadaşın kim olduğunu henüz bilmiyorum ama o onurlu arkadaş, özgürlük feriştahıdır, tanrıçadır, özgür kadınların tanrıçasıdır; onu saygıyla, hürmetle ve minnetle anıyorum. O binadan atılan sadece o arkadaş değil, o arkadaş şahsında insanlık vicdanıdır atılan. Sözün bittiği yerdir. Özgürlük çizgisinde yürüyen, direnen tüm kadınlara bir mesajdır; tüm dünya kadınlarına da gözdağıdır. Özgürlükçü kadınlara mesaj veriyorlar, intikam alıyorlar, tüm kadınlara da ‘kastik katili sistemime karşı baş kaldırmayacaksın’ diyorlar. Yukarda Allah, yerde devlet, ben de iktidarım ve sen de emrim altında olacaksın diyorlar. Bu felsefeyi tüm coğrafyada egemen kılmak ve kadınları korkutmak istiyorlar. Bu onların büyüklüğünü değil ne kadar çok korktuklarını gösteriyor. Orada kazanan özgür kadın ruhudur, kadın iradesidir, özgürlük ahlakıdır, büyük direniştir, Kürt halkının, Kürdistan halkının, tüm bölge halkının ve tüm kadınların şeref ve onurudur. Herkes bunu bilsin.   Özgürlük felsefemiz büyüyor   O onurlu yoldaşımız özgürlük tanrıçamızdır, tüm kadınların özgürlük tanrıçasıdır. Saddam Hüseyin Leyla Kasım’ı idam ederek başarılı olmadı. Saddam Hüseyin kadınları korkutmak için 1974 yılında Kürt kızını idam etti ama Eşrefiye, Şêxmeqsûd direnişinde Leyla Kasım ismi bir kez daha karşılarına çıktı- ne de İran, Şirin Elemhuli’yi idam ederek kendini koruyabildi; bugün milyonlarca Şirin Elemhuli alanlardadır. Bunlar onlarca kez ispatlatmıştır. Faşist Türk devleti de Sêvê, Pakize, Fatma, Paris’te özgürlük mücadelesinin öncüleri Sara, Rojbîn, Leyla, Evin’i katlederek özgürlük mücadelesini bitiremez. Onlar bu zihniyetlerinde ne kadar ısrar etseler bizim de özgürlük hırsımız o kadar büyüyor, özgür olma kararlılığımız o kadar büyüyor, özgürlük felsefemiz büyüyor ve mücadele ruhumuz güçleniyor.   Özsavunmanın önemi   O vahşi uygulamayı yapanlar tam olarak DAİŞ’tir. DAİŞ’in intikamını alıyorlar. Bu yüzden Kürdistan halkı, Kuzey-Doğu Suriye’de kadınlar, Suriye’deki tüm kadınlar bunu bilmelidir. Şu an Colani anayasayı çıkardığında ilk madde kadınların sadece evde hizmetkar olmalarıdır, sadece köle olmalarıdır. 10 Mart anlaşmasında da kadınlara yer vermek istemiyordu; buna karşı mücadele edenlerden intikam alıyorlar. Kadınların gözünü açıyorsunuz, bilinçlendiriyorsunuz, irade sahibi yapıyorsunuz diyerek intikam alıyorlar. Arap kadınları Minbic’te, Dêrazor’da neler yaşandığını gördüler, başlarına neler getirildi; bu katliamcı zihniyet tüm iktidarların zihniyetidir.   Bu yüzden bu vahşet onların gücünü değil ne kadar zayıf olduklarını, ne kadar zavallı ve çaresiz olduklarını gösteriyorlar. O çeteler şunu çok iyi bilsinler; kadınların özgürlüğüne asla engel olamayacaklar. Bu kastik katili zihniyet, binlerce yıldır kadınları yok sayıyor. Kadınlar Halep’te yaşanan bu vahşetten sonuç çıkarmalı, öz savunmalarını güçlendirmeli, örgütlenmeli, birlik olmalı. Hiçbir canlı savunmasız olmaz; Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’deki arkadaşlar sadece kendilerinin ve halkının öz savunmasını yaptı. Ellerinde sadece ferdi silahlar vardı, halkını korumak için onurlu bir direniş sergilediler. Bu yüzden bu süreçte öz savunma kadınlar için her şeyden çok daha önemlidir.   Sadece Kuzey-Doğu Suriye’de değil, tüm dünyada, Venezuela’dan tutun dünyanın birçok farklı bölgesinde tüm kadınlar her yerde öz savunmalarını yapabilmelidirler. Ukrayna’dan Filistin’e kadar iktidar savaşlarında en fazla kadınlar darbe yedi. Milyonlarca kadın katliamla karşı karşıyadır. Halep mahallelerinde direnen o kadınlar şahsında ki bu özgürlük ideolojisinin temelini geliştiren Rêber Apo’nun felsefesidir, bizden bunun intikamını almak istiyorlar. Tüm dünyada özgürlük felsefesinin öncülüğünü yapan Kürt Kadın Hareketidir. Bu yüzden böyle vahşi bir şekilde kadınlara saldırıyorlar ama hiçbir zaman sonuç alamayacaklar. Kazanan direnişçiler ve mücadele edenler olacaktır. Tarih bunu ispatlamıştır.   Kürtlerin aklıyla alay etmektir   Bu konuda KCK Eş Başkanlığı hareketimiz adına çok önemli bir açıklamada bulundu. O açıklama sadece haftalık veya günlük bir açıklama değildi; çok önemlidir ve çok iyi anlaşılmalıdır. O açıklamada da vardı; sadece biz değil, bu süreci yakından takip eden, bölgede huzurun tesis edilmesini isteyen, Türkiye ve Bakûrê Kürdistan’da kardeşlik, barış ve birliğin sağlanmasını isteyen herkes, Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları sürece bir saldırı olarak gördü. Kimse bunu bağımsız ele alamaz. Bu saldırıları yapanlar Türkiye ve Bakûrê Kürdistan’daki sürecin muhataplarıdır. Hareketimiz onlarca kez uyarılarda bulundu, talebimiz bu durumun farklı bir şekilde ele alınmasıydı. Kuzey-Doğu Suriye, Suriye’nin meselesidir. Ben dahil daha katıldığımız her programda Türkiye’nin Kuzey-Doğu Suriye’den elini çekmelidir dedik. Eğer bunu yapsaydılar gelişmeler böyle olmazdı. Bunu çok iyi biliyoruz.   Bakûrê Kürdistan’da bir süreç geliştireceğiz ama sizi Rojava’da da katledeceğiz diyeceksiniz. Bu ancak Kürtlerin aklıyla alay etmek olur. 27 Şubat 2025 yılında Rêber Apo, Barış ve Demokratik Toplum çağrısında bulundu. Biz de bu çağrı, bu perspektif temelinde hareket ediyoruz. Geliştirdiğimiz hamleler de bu temeldedir. Ama onlar ‘Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge’ diyorlar. 10 Mart Anlaşması da böyledir. 10 Mart Anlaşması uygulanabilecek 8 maddeden oluşuyor ama burada da sadece teslim olun şartını öne sürüyorlar. KCK açıklamasında da vardı; bu çok önemlidir: Bu yaşananlar bizde büyük şüpheler yaratıyor ve farklı yoğunlaşmalara yönlendiriyor. Bunu açıkça söylüyoruz. Acaba şimdiden büyük bir hazırlık mı yapılıyor, Eşrefiye ve Şêxmeqsûd’da yapılanlar. Süreç devam ederken kardeşlik söylemleriyle kamuoyunu kandırmak istiyorlar.   Mesela bu süreçte bir komisyon kuruldu, bunu olumlu gördük, komisyon bazı çalışmalar yürüttü ama komisyondan önce Özgürlük Hareketi olarak stratejik ve tarihi adımlar attık. Tereddütsüz bir şekilde büyük fedakarlıklar yaptık, görevimizi yerine getirdik. 27 Şubat’ta açıklama yapıldı, 1 Mart’ta tek taraflı ateşkes ilan ettik. Çünkü sürecin gelişmesini istedik. Ateşkes ilan ettik, 10 Mart Anlaşması yapıldı ama gelişmesine engel oldular. Biz yine görevimizi yerine getirerek kongremizi gerçekleştirdik, PKK kendisini feshetti. KCK Eş Başkanımız öncülüğünde silahlar yakıldı. Güçlerimizi Bakûr’dan, çatışma tehlikesi olan alanlardan çektik; bu kararları bir kez daha herkes hatırlamalıdır. 3 yıldır tüm teknik gücüne rağmen Zap’ta adım atamıyorlardı, Zap’ta çok büyük bir direniş gelişti. Sürecin ilerlemesi için güçlerimizi Zap’tan çektik.   Reber Apo’nun koşulları tereddütsüz bir şekilde düzeltilmelidir   Onların geliştirdiği süreç ise Halep oldu. Rêber Apo’nun koşulları hala aynı. İmkan yaratsalardı, Rêber Apo devredeydi, mesajlarını verseydi, görüşmeler yapsaydı, hatta Suriye ve Özerk Yönetim yetkililerine mesajlarını açık bir şekilde ulaştırabilseydi Halep süreci yaşanmazdı. Bu sürecin mimarı Rêber Apo’dur; o yüzden önünü açacaksınız. Bahçeli 1 yıl önce grup toplantısında ‘Gelsin mecliste konuşsun’ dedi. Bunu her zaman herkese hatırlatacağız. Bugün ise ‘Kürtler katledilsin, kimse sesini çıkarmasın, sadece bizim gibi konuşun’ diyor. Mesele buradadır. Sürece elbette bu şekilde darbe vuruluyor. Acıları dindirmek, daha fazla güven kazanmak yerine ki Kürtlerde en büyük sorun güven meseledir, Kürt kadınlara her türlü saldırı yapılacak, binadan atılacak; sen kalkıp böyle konuşmalar yapacaksın. Elbette ki bu darbedir.   Rêber Apo buna dikkat çekti, darbenin sürekli kendini yenilediğini söyledi. Darbe sadece askeri değildir, süreci bozmak da darbedir. Bugün Kuzey-Doğu Suriye’de devreye girdi, yarın başka yerde devreye girecektir. Bu yüzden hareketimizin uyarısı çok önemlidir. Dilin değişmesi lazım, hassasiyetlerin göz önünde bulundurulması lazım, Rêber Apo’nun koşulları tereddütsüz bir şekilde derhal düzeltilmedir. Eğer gerçekten bu sürecin yürütülmesinde samimi ve dürüstlerse bunları yapmalılar. Komisyon şu an bir rapor hazırlıyor, şüphelerimiz var. Kullanılan dil ortada, her partinin raporu partilerin önerilerini gösteriyor. Ama Türkiye’nin önünde çok büyük bir sorun var, çözülmesi gerek bir Kürt sorunu var. Kürtlerin demokratik, hukuk hakları var. Hukuk haklarından yoksun bırakılan Kürtlerin evrensel hukuka sahip olmaları gerekir.   Atılan adımlar Kürt halkını tatmin etmedi   Eğer Kürtler Suriye’deki anayasada yer alsaydılar bugün bu yaşananlar olmazdı, Kürtler anayasada tanınmalı. Demokratik siyaset hakları tanınmalı, çıkarılacak temel kanunlar özgürlük kanunları olmalıdır. Kürtleri, kimliğini, varlığını tanıyan kanunlar olmalıdır. Teslimiyetçi kanunlar olmamalıdır, bu konuda şüphelerimiz var. Nasıl tartışmalar yürüttüklerini bilmiyoruz, basınlarında görüyoruz; çünkü bir şey yapmadan önce özel savaş basını bunu yayınlıyor. Kriterler bellidir; Rêber Apo’nun koşulları, fiziki özgürlüğü ve Kürt halkının özgürlük hakları. Eğer bu şekilde olursa ve dış kışkırtmalardan uzak dururlarsa, daha sorumlu bir şekilde hareket ederlerse o zaman elbette ki Kürt hareketi de Rêber Apo öncülüğünde hareket edecektir, 27 Şubat’ta yapılan çağrı noktasında oluruz. Ama onlar her şeyi yapacak ve biz de sonuna kadar o noktada olacağız diye bir şey de yok. Herkesin bunu da bilmesi lazım. Bu yüzden onlar da bahsettiğim hamleleri geliştirmelidirler. Şimdiye kadar atılan adımlar Kürt halkının tatmin eden adımlar değil. Sadece bu şekilde bir durum geliştirilirse çözüm çok zordur. Ancak talep edilen daha demokratik, yasal, sürecin önünü açan adımlar atılmalı. Başta da dillerini değiştirip, Kürt halkının iradesine saygı duymalılar, Kürt halkını rencide etmeyin. Yani siz her şeyi söyleyeceksiniz, hakaret dilini kullanacaksınız ve süreç devam ediyor diyeceksiniz. Ki bunu yapan sadece özel savaş basını da değil; yetkililerin, Dışişleri Bakanın’dır. Bu konuda uyarılarımızı yaptık, bu uyarıları bir kez daha hatırlatıyoruz.   İran ve Rojhilatın durumu   İran ve Rojhilat yaklaşık 20 gündür bir devrim sürecinden geçiyor. Son kaç gündür hiç haber bile alınmıyor. Basından takip ettiğimiz kadar binlerce kişinin öldürüldüğünden, şehit edildiğinden bahsediliyor, yine on binlerce kişinin tutuklanmasından, katliamlardan bahsediliyor. Bilgi de alınmadığı için büyük bir endişe ve şüphe yaşanıyor. Neden bunlar yapılıyor? Şimdiye kadar söylediğimiz gibi, Türk devleti, Suriye ve İran’da da ortaya çıktı ki bu iktidarlar, bu zihniyetle toplumun sorunlarına çözüm olamazlar. Şiddetle, idamla, katliamla, savaşla halkı hizaya getirmek mutlaka bir gün böyle bir patlama yaratacaktır. Demek ki her rejimin başına gelmeyene kadar yaşananlardan bir sonuç çıkarmıyorlar. Şimdiye kadar hangi güç, hangi despot, oligarşik, ırkçı ve katliamcı bir devlet uzun süreli ayakta durabilir? Artık büyük kırılmaların yaşandığı günler geldi.   İran’da Kürtler ve İran halkları demokrasi, temel haklar için ve halkların çıkarları doğrultusunda değişim-dönüşüm yaşanması için açıklamalar yaptılar, eylemler yaptılar ki hala yapmaya devam ediyorlar. Ama tüm bunlara kulak tıkayıp bildiğini okumak yetmez. Eğer şu an basına yansıyan haberler doğru ise rejim bu toplumla nasıl iktidarını sürdürecektir. Binlerce kişiyi katledip nasıl iktidar olacaklar? Diyorlar ki dış güçler işin içinde. Bu iktidar kendisini sorgulamalı, eğer milyonlarca insan tüm eyaletlerde, tüm şehirlerde, tüm kasabalarda, tüm İran halkları, Fars, Azeri, Beluc, Kürt, toplumun tüm kesimleri, işçiler, köylüler, aydınlar, öğrenciler alanlara çıkıyorsa ve hepsi de dış güçlerin etkisi altına girmişse o zaman iktidarını nasıl sürdüreceksiniz?   Madem toplumunun tamamı dış güçlerle bağlantılı, o zaman sen meşruiyetini yitirmişsindir. Bu uyarılar birçok kez yapıldı ama rejim ciddiye almadı. 2022 yılında Jina Eminî’nin katledilmesinden sonra kadınların uyarısı oldu, kadınlar ayaklandı; daha sonra ne oldu? O protestolara katılanlar günümüzde hala idam ediliyor. Rejim bir adım atmadı, bir değişim yaşamadı. Bu da halkın büyük bir yoksulluk yaşamasına sebep oldu; artık halk geçimini sağlayamıyor. İran’dan istenen kendi önerilerimiz söylüyorum; bugüne kadar hiçbir zaman dışarıdan bir gücün bir ülkeye müdahale etmesinden yana olmadık, biz demokratik, sosyalist bir hareketiz, devrimciyiz.   Kürt halkı büyük tehlikelerle karşı karşıyadır   Milyonlarca Kürt halkı ve dostları İran’da yaşıyor, demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesi yürütüyorlar. Hiçbir yıkımdan yana olmadılar ama bu despotizmle de olmaz. İran’ın halkın taleplerine kulak vermesi gerekir. Gereken değişim-dönüşümü derhal sağlamalıydı. Bunu yapmadığı taktirde elbette son sözü halk söyleyecektir. Bu yüzden şu an İran ve Rojhilat’ta yaşanan gelişmelerden dolayı Kürdistan halkı da orada büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Çünkü Kürt karşı bir soykırım siyasetin yürütüldüğünü biliyoruz. Kürt partileri basına açıklamalarda bulundu, biz de basından takip ettik; durumun ne aşamada olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Bu süreçte birlikte Kürt halkını korumak ve daha fazla söz sahibi olmak istiyorlar. Bu önemlidir.   Kürdistan halkının tamamı, hem ülkede, hem de yurtdışında olan halkımız, zindanlardan tüm alanlara kadar herkes bu süreçte dikkatli olmalıdır. Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar, Bakûrê Kürdistan’da yürütülen süreç ve şu an Rojhilat ile İran’da yaşanan ayaklanmalar. Hem Kürdistan halkının, hem bölge halklarının, hem de tüm kadınların haklarına sahip olmaları için büyük fırsatlar var. Ama aynı zamanda tehlikeler de var. Eğer Kürt halkı, Kürt halkının dostları ve özgürlükçü halklar güçlü bir şekilde örgütlenmezlerse, aynı duruşu sergilemezlerse, aynı eylemleri gerçekleştiremezlerse büyük bir tehlike var demektir. Kürt halkına yönelik büyük bir tehlike var; bu uyarıyı Kürt halkına yapıyoruz.   Barzani’nin Colani’ye teşekkür etmesinin sebebi nedir?   Kürt halkının duruşu, Eşrefiye ve Şêxmeqsûd’da yaşanan ve hala devam eden katliamlarda en üst düzeyde ortaya çıktı. Bunu kutsal görüyoruz ve selamlıyoruz ama sadece burada kalmamalıdır. Şehit ve büyük acıların yaşandığı anda kalmamalıdır bu duruş. Bu duruş ulusal bir duruşu dönüşmelidir. Ulusal bir duruş, ulusal bir savunma, ulusal bir diplomasi olmalı. Mesela bazı şeyler bizi mutlu ediyor bazı şeyler de bizi şüpheye düşürüyor. Başûrê Kürdistan halkı onurlu bir halktır, saygı duyuyoruz çünkü çok büyük acılar yaşamıştır; Enfal’i, Halepçe’yi yaşamıştır. Bölgeye sahip çıktılar, Kürdistan siyasetçileri sözlerini söylediler ama çok ilginçtir ki Eşrefiye’de katliam yapan Colani’dir, ona destek veren, teşekkür eden de Mesut Barzani’dir. Bunun izahını yapması lazım.   Mesela bir kadın, bir savaşçıyı katledenlere, katliam yapanlara neden teşekkür ediyor, sebebi nedir? Bunu kendi adıma soruyorum ve çağrıda bulunuyorum; bunun izahı yapılmalıdır. Kürtler Eşrefiye ve Şêxmeqsûd’dan boşaltıldı, etnik temizlik yapıldı. Açıklama yaptığında tüm Kürtler mutlu oldu ama bu teşekkürün edilmesi ne anlama geliyor? Farklı şeyler söylemek istemiyorum, orada farklı şeyler yapılıyor. Yapılan plan, projelerin de bilinmesi lazım. Bu yüzden eğer kimse bu günaha ortak olmak istemiyorsa ve Kürt halkına karşı doğru bir siyaset yürütmek istiyorsa o zaman parti çıkarlarını bir kenara bırakmalılar. Kürtlerin birliğini ve çıkarlarını tüm Kürdistan’da esas almalılar. Bu Rojhilat ve İran halkı için de geçerlidir.   Bir daha Lozan Anlaşması’nın, Cezayir Anlaşması’nın yaşanmaması için Kürt siyaseti harekete geçmeli ve artık herkes bunu bilmelidir ki bu süreç çok tehlikelidir. Ya kazanacağız, ya kazanacağız. Bunun dışında yaşanacak olan şey soykırımdır. Bu dönem başka hiçbir döneme benzemez. Bu anlamda bir kez daha halkımızın dikkatli olması gerektiğini söylüyoruz. Tüm halkımıza çağrıda bulunuyoruz; hem Şêxmeqsûd direnişi, oradaki şehitler tüm Kürdistan halkının ve insanlığın onurunu savunmuşlardır. Onların hepimize çağrısı; birliktir, ne gözyaşı, ne keder ne de sadece acıdır. Her zaman söylüyorum ve buna çok inanıyorum; en büyük acılar büyük çıkışların temelini oluşturabilir. Evet, acı çektik, halkımız, halkımızın dostları acı çekti, kadınlar çok acı çekti ama Şêxmeqsûd ve Eşrefiye’de yaşananların bir kez daha yaşanmaması için eylemle yapılacak çalışmalar yürütülmeli. Artık söylemden ziyade pratikleştirme ve düşmanın tüm oyunlarını boşa düşürme zamanıdır."