11 Temmuz'un ardından: Gözler 'Kök Yasa'da (3) 2026-07-08 09:01:10   Silah yakma törenine katılan gazeteci: Abdullah Öcalan ile görüşmek istiyoruz   Gülistan Gülmüş-Mijdar Akman   RIHA - PKK'nin kendini feshetmesinin ardından yapılan silah yakma törenini takip eden Gazeteci Fréderike Geerdink, sürecin ana müzakerecisinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olduğunu belirterek, "Ana müzakerecinin ulaşılabilir olması gerekiyor. Gazetecilerle de konuşabilmeli. Abdullah Öcalan ile röportaj yapmak isterdim" dedi.   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025 tarihinde tarihi ve önemli bir çağrıda bulundu. Abdullah Öcalan'ın "Barış ve Demokratik Toplum Süreci" ismini verdiği bu çağrının ardından PKK, 5-12 Mayıs tarihlerinde yaptığı 12'nci kongrede fesih kararı aldığını duyurdu. Fesih kararının ardından KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğünde 30 gerilla, 11 Temmuz tarihinde Silêmanî'nin Dukan ilçesinde bulunan Casene Mağarası önünde silah yakma töreni gerçekleştirdi. Silah yakma töreninin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen devlet tarafından herhangi bir somut adım atılmadı.   Dosyamızın üçüncü bölümüne, silah yakma törenini takip eden Gazeteci Fréderike Geerdink’in gözlemleriyle devam ediyoruz.    Silah yakma törenine dair gözlemlerini paylaşan Fréderike Geerdink, o güne dair şunları dile getirdi: “Geçen yıl 11 Temmuz'da oradaydım, atmosferi nasıl tarif etsem? Duygusal ve yoğundu, tarihi bir an gibiydi ama aynı zamanda duygusal da bir andı. Orada bulunan politikacılar ve Barış Anneleri, bu çok uzun silahlı mücadelede yapılan tüm fedakarlıklar nedeniyle törenin sonunda ağlıyordu. Silahlı mücadelenin sona erdiği ilan edildi ama sorun çözülmedi ve elbette mücadele devam ediyor. Bu anlamda çok tarihi ve insanlar için duygusal bir andı. Besê Hozat ve diğer birkaç liderle de konuştum. Törenin ardından geldikleri mağaraya geri döndüler. Orası genellikle kaldıkları bir mağara değil çünkü kontrolleri altındaki alanın dışında kalıyor. Onlarla röportaj yapma imkanı buldum ve söylemeliyim ki çok güçlü bir kararlılık vardı. Şöyle dediler: ‘1984'te silahlı mücadele başladığında, Türkiye'deki Kürtlerin durumu şimdikinden temelde farklıydı.’ Bu, Öcalan'ın ve PKK'nin yaptığı tarihsel bir değerlendirme. Türkiye'deki Kürtlerin şimdiki durumuna bakarsanız, tekrar silahlı mücadeleye girişmeye karar verir miydiniz? Hayır, vermezdiniz. Çünkü silahlı mücadelenin toplum üzerinde çok derin bir etkisi var ve o zamanlar gerekliydi. Çünkü Kürtler tamamen dışlanmıştı, ancak şu anda mücadeleyle Kürtler dışlanmayan bir noktaya ulaştı” dedi.   Öz savunma   KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat ve diğer gerillalar ile yaptığı röportajlarda mücadelenin farklı bir evreye geçtiğini belirten Fréderike Geerdink, “Besê Hozat da dahil olmak üzere konuştuğum liderlere sordum, ‘Eğer Türkiye tekrar saldırırsa, çünkü kısacası devlete güvenemeyeceğimizi biliyoruz. Ya devlet tekrar saldırırsa, ne yapabilirsiniz?’ Tabii ki, eğer şimdi tüm silahlarınızı teslim ederseniz, güvenilmez ve her an yeniden şiddete başvurabilecek bir devlete karşı kendinizi savunamazsınız. İşte öğrendiğim şey buydu. Öz savunma hakkı çok önemli. Bunu Öcalan'ın ideolojisini inceleyerek de biliyorum; öz savunma, her canlı varlığın hakkıdır. Birey olarak olduğu kadar ulus olarak, bir grup insan olarak da öz savunma hakkına sahipsiniz. Ancak bu, silahlı mücadelenin sonunu dışlamaz. Devletin saldırması durumunda olası öz savunma için silahlar gerekli. İşte öğrendiğim şey bu ve onların kararlılığını gördüm” diye belirtti.     ‘Devlet sorunu kabul etmiyor'   Sürece rağmen yasal düzenlemelerin olmadığının altını çizen Fréderike Geerdink, devletin ilk olarak inkar ettiği Kürt sorununun varlığını kabul etmesi gerektiğini söyledi. Fréderike Geerdink, “Kürtlerin kim olduklarına dair anayasal güvenceleri yok. Siyasi ve kültürel haklarına hiçbir şekilde saygı gösterilmiyor. Kürtçe, kanunda veya anayasada yer almıyor. Öcalan hâlâ hapiste. Binlerce siyasi tutuklu var. İnsanlar hâlâ 30 yıldan fazla hapis cezası çekiyor. İnsanlar şimdi 30, 32, 34 yıl hapis yattıktan sonra serbest bırakılıyor. Tamamen siyasi suçlamalarla hayatlarının yarısını hapiste geçiren siyasi mahkumlar serbest bırakılıyor ama hiçbir tazminat almıyorlar. Bu adaletsizliğin boyutunun, farkına vardığınızda gerçekten çok derin olduğunu düşünüyorum ve bunun sona ermesi gerekiyor. Kürt mücadelesi de işte bu, geçen yıl bana daha iyi anlattıkları da buydu. Mücadele devam ediyor. Diğer taraf ise devlet. Devlet, Kürt sorununun varlığını bile kabul etmiyor. Geçen yıl hiçbir adım atılmamasının temel nedeni de bu; devlet böyle adımlar atmayı kendi sorumluluğu olarak görmüyor” dedi.   'Abdullah Öcalan gazetecilerle konuşabilmeli'   Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a hâlâ tecridin uygulandığını belirten Fréderike Geerdink, Abdullah Öcalan'ın ana müzakereci olduğunu vurguladı. Fréderike Geerdink devamında şunları söyledi: “Konuşması gereken insana özgürce ulaşılamaması nasıl mümkün olabilir? Hareketin vurguladığı noktalardan biri de bu; ana müzakerecinin ulaşılabilir olması gerekiyor. Ayrıca gazetecilerle de konuşabilmeli. Öcalan ile röportaj yapmak isterdim ama Türkiye'ye gidemiyorum. Hâlâ Türkiye'ye girişim yasak. Ama Türkiye'de ve Kürdistan'da onunla röportaj yapmak isteyen birçok gazeteci var. Eğer Erdoğan'ın bu konuda kamuoyunda söz hakkı varsa, aşırı sağcı MHP'den Erdoğan'ın hükümet ortağı Devlet Bahçeli'nin medyaya, kamuoyuna ve herkese erişimi varsa, neden karşı taraftaki ana müzakerecinin de olmasın? Bu sadece bir eşitlik yaratırdı ama devletin amacı bu değil elbette. Ve bu, devletin gözünde PKK'ye ve Kürt hareketine çok fazla nüfuz kazandırır diye düşünüyorum, eğer Öcalan'a çok daha kolay erişim sağlarlarsa ki bunu istemiyorlar. Bunu yaparlarsa PKK'ye daha fazla tanınma sağlamış olurlar.”     ‘Hareket her zaman kendi mücadelesini yürütüyor’   PKK'li kaynaklarla yaptığı görüşmelerde sürecin olası bir durumda bozulmasına karşı “Hareket ne yapacak” sorusuna verilen cevabı paylaşan Fréderike Geerdink, "Bana verdikleri cevabı çok ilginç buldum. Bana, ‘Kendimizi artık silahlı mücadeleye dayanmayan bir harekete dönüştürüyoruz. Bu çok büyük bir dönüşüm çünkü 1984'te her şey böyle başladı. Silahlı mücadele başladı ve on yıllar boyunca bu hareketi silahlı mücadele stratejisi üzerine kurduk. Artık silahlı mücadele yürütmüyoruz, bu yüzden kendimizi yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Bunu yapmaya devam ettiğimizde, bu süreci sürdürmek için devlete bağımlı değiliz. Barış sürecini sonlandırmıyoruz. Kendi işimiz var ve onu yapıyoruz ama devlet saldırırsa, kendimizi savunacağız’ dediler. Bu, barış sürecinin sonu değil, bu bir öz savunma. Bunu çok ilginç buldum ve harekette her zaman gördüğüm şey de bu; kendi mücadelelerini yürütüyorlar. Bu çok güçlü. Devlete tepki vermiyorlar, ama mücadelenin nerede durduğuna dair kendi değerlendirmelerini ve kendi stratejilerini oluşturuyorlar. Geçen hafta öğrendiğim en önemli nokta buydu sanırım. Ayrıca geçen yıl Besê Hozat ve diğer liderlerle konuştuğumda gördüğüm kararlılığı da doğruluyor” aktarımlarında bulundu.